Yeni aldığın ceketi giyip çıkmışsın. Kendini de gayet iyi hissediyorsun. Başak seni görüyor, baştan aşağı bakıyor ve ilk cümlesi geliyor.
“Kolunun biri biraz pot durmuş.”
Teşekkürler.
Sen o ana kadar ceketin koluyla ilgili hiçbir sorun yaşamıyordun. Hatta hayatında gayet mutluydun. Şimdi bütün akşam aynada sağ koluna bakacaksın.
Başak burcu neden insanların sinirine dokunuyor sorusunun cevabı biraz burada. Başak’ın gördüğü şeyi görmezden gelme yeteneği çok gelişmiş değildir. Üstelik söylediği şeyin sana faydalı olacağına gerçekten inanıyorsa susması daha da zorlaşır.
Kötülük mü yapıyor? Çoğu zaman hayır.
İnsanın sinirini bozuyor mu? Evet, bazen olağanüstü bir başarıyla.
Başak’ın Gördüğünü Sen Görmesen Daha Mutlu Olabilirdin
Bazı insanlar bir odaya girer ve odanın güzel olduğunu görür. Başak girer, perdenin bir tarafının iki santim aşağıda olduğunu fark eder.
Mesele sadece ev düzeni de değildir.
Bir plan anlatırsın, açık kalan kısmı görür. Bir proje gösterirsin, yanlış yazılmış kelimeyi bulur. Bir ilişki hakkında konuşursun, senin romantik biçimde görmezden geldiğin problemi masanın tam ortasına bırakır.
İşin tuhaf tarafı, çoğu zaman haklıdır.
İşte insanı en çok da bu sinirlendirir.
Çünkü gereksiz eleştiriyi kolayca kenara atabilirsin. Ama söylediği şeyin içinde biraz doğruluk varsa bütün gün kafanın arkasında dolaşır. Başak’ın bazı cümleleri kapıdan çıkıp gitmez, evde kalır.
Özellikle şu davranışlar Başak burcunun eleştirel tarafını daha görünür hâle getirir:
Yapılmış işe bakıp önce eksiği söylemesi
“Böyle de olur” cümlesine pek sıcak bakmaması
Küçük ayrıntıları büyütebilmesi
Bir problemi çözmeden rahat edememesi
İstenmediği hâlde çözüm önermesi
Sonuncusu önemli.
Bazen insan çözüm istemez. Eve gelip “Bugün çok kötü bir gündü” dediğinde oturup beş maddelik iyileştirme planı beklemiyorsundur. Birinin sana çay koymasını ve “Çok can sıkıcı olmuş” demesini istersin.
Başak ise çoktan sistemdeki hatayı bulmuştur.
Yardım Etmekle Düzeltmek Arasında İncecik Bir Çizgi Var
Başak’ın zor anlaşılan taraflarından biri burada çıkıyor ortaya.
O çoğu zaman eleştirdiğini değil, katkıda bulunduğunu düşünüyor.
“Bunu biraz şöyle yapsan daha iyi olur.”
“Şunu değiştirebilirsin.”
“Oraya gitmeden önce bir arasaydın keşke.”
Kendi dünyasında bunların hepsi ilgi göstergesi olabilir. Seni önemsemese uğraşmayacağını düşünür.
Fakat karşıdaki insanın dünyası öyle çalışmayabilir.
Sürekli düzeltilen kişi bir süre sonra şunu hissetmeye başlar. “Ben ne yaparsam yapayım yetmiyor.”
İşte orada Başak’ın niyetiyle yarattığı etki birbirinden kopuyor.
İyi niyet, karşıdaki insanın yorulmadığı anlamına gelmiyor.
Bu belki Başak’ın hayatta öğrenmesi gereken en zor şeylerden biri. Her gördüğün kusuru düzeltmek zorunda değilsin. Bazen bir şey biraz yamuk kalabilir. Bazen arkadaşın yanlış restorana rezervasyon yapabilir. Bazen sevgilin çamaşırları senin katladığın gibi katlamaz.
Ve dünya yine dönmeye devam eder.
Mükemmel Olsun Derken Herkesin Tadı Kaçabiliyor
Başak burcu neden mükemmeliyetçi diye sorulduğunda mesele çoğu zaman yalnızca yüksek standartlar gibi anlatılıyor.
Ama mükemmeliyetçilik kulağa uzaktan çok güzel geliyor.
Yakından biraz yorucu.
Bir işi iyi yapmak istemek başka, yapılan hiçbir şeyi yeterince iyi bulamamak başka. Başak bazen bu ikisinin arasındaki çizgiyi kaybedebilir.
Masada güzel bir yemek vardır. Herkes yemeğin tadını çıkarıyordur. Başak tuzunun biraz az olduğunu söylemiştir bile.
Tatlı gelir. Krema fazla yoğun.
Mekân güzeldir. Sandalyeler rahatsız.
Bir noktadan sonra insan “Tamam, hiçbir şeyi beğenme o zaman” demek istiyor.
Ama işin görünmeyen tarafı şu. Başak çoğu zaman kendisine de aynı şeyi yapıyor.
Belki başkalarına söylediği on eleştirinin yüz tanesini kendi kafasının içinde kendisine söylüyor. Daha iyi yapabilirdim. Daha erken başlamalıydım. Şunu neden fark etmedim. Burada hata yaptım.
O yüzden dışarıdaki kusurlara karşı bu kadar tetikte olması bazen içeride hiç susmayan o editörle ilgili.
Bu onu otomatik olarak daha kolay biri yapmıyor elbette.
Sadece tabloyu tamamlıyor.
Her Şeyi Düzeltmek Gerekmiyor
Başak’ın gerçekten değerli bir tarafı var. İnsanların gözünden kaçanı görür.
Bir yolculuğa çıkacaksan herkes eğlenilecek yerleri konuşurken o pasaportun tarihine bakar. Bir iş yapılacaksa kimsenin düşünmediği ayrıntıyı hatırlar. Hayat da kabul edelim, zaman zaman böyle insanlara ihtiyaç duyuyor.
Ama ayrıntıyı görmek başka, bütün dünyayı sürekli kırmızı kalemle dolaşmak başka.
Başak’ın çevresindekileri en çok yorabileceği anlar genellikle şunlar:
Her konuşmada bir yanlış bulduğunda
İnsanların seçimlerini gereğinden fazla analiz ettiğinde
Övgünün arkasına hemen bir düzeltme eklediğinde
Kendi standardını herkes için geçerli sandığında
Karşısındaki istemeden tavsiye vermeye devam ettiğinde
Bazen sevdiğin insanın daha iyi olmasını istemekle, onu olduğu hâliyle rahat bırakabilmek arasında seçim yapmak gerekiyor.
Sanırım Başak’ın meselesi biraz bu.
Hayatı düzeltilecek şeylerden oluşan dev bir liste gibi gördüğünde hem kendisini hem çevresini yoruyor. Çünkü listenin sonu gelmiyor. Bir hata bitiyor, diğeri çıkıyor. Bir şeyi düzeltiyorsun, başka bir ayrıntı gözüne takılıyor.
Oysa insan ilişkileri kusursuz yapıldığında güzel olmuyor.
Bazen arkadaşın geç kalıyor. Sevgilin yanlış kelimeyi kullanıyor. Annen tarifi yine kafasına göre değiştiriyor. Birisi havluyu yanlış yere asıyor.
Ve inanması zor ama bazılarını gerçekten olduğu yerde bırakabilirsin.
Belki Başak için huzur, hiçbir kusurun kalmadığı gün gelmeyecek.
Belki huzur, bazı kusurları görüp de bu kez hiçbir şey söylememeyi seçtiği gün biraz yaklaşacak.
