Sen bir cümle söylersin.
Konuşma biter, çaylar içilir, herkes evine gider.
Balık gece yatağa girdiğinde o cümle hâlâ oradadır.
Ama artık tek başına değildir. Yanına senin ses tonun gelmiştir. Sonra geçen ay yaşanan başka bir olay. Sonra “Acaba aslında bunu mu demek istedi?” sorusu. Bir bakmışsın öğleden sonra söylenen dört kelime, gece yarısı üç sezonluk diziye dönüşmüş.
Balık burcu neden her şeyi bu kadar büyütüyor diye sorulduğunda mesele biraz burada başlıyor.
Balık’ın duygusu çoğu zaman olayın kendisi kadar hızlı bitmiyor.
Bir şey olmuşsa yalnızca “oldu ve geçti” diye dosyalamak yerine, içinde biraz daha yaşamaya devam edebiliyor.
Sen Olayı Hatırlıyorsun, O Hissettiğini Hatırlıyor
İki insan aynı günü yaşayabilir ve eve bambaşka şeyler götürebilir.
Sen arkadaş grubunda yapılan bir şakayı hatırlarsın.
Balık o şaka yapılırken içine oturan hissi.
Sen “Öyle demek istemedim” dersin.
O da sana inanabilir. Ama bu, söylediğin şeyin onda yarattığı duygunun bir anda ortadan kalkacağı anlamına gelmez.
Bazen burada insanlar Balık’a haksızlık ediyor.
Çünkü güçlü hissetmek ile olay çıkarmak aynı şey değil.
Ama Balık da zaman zaman hissettiği şeyin ağırlığına bakıp yaşanan olayın mutlaka çok büyük olduğunu sanabiliyor.
İşte karışıklık burada çıkıyor.
Balık burcunun duygusal yapısı özellikle şu anlarda daha görünür olabilir:
Birinin ses tonunun değiştiğini fark ettiğinde
Sevdiği insanın mesafe koyduğunu düşündüğünde
Beklediği ilgiyi göremediğinde
Bir tartışmadan sonra söylenenleri tekrar tekrar düşündüğünde
Başkasının üzüntüsünü kendi üzerinde taşımaya başladığında
Bazen hiçbir şey söylemeden bunların hepsini içinde yapıyor.
Dışarıdan gayet sakin.
İçeride toplantı devam ediyor.
Empati Güzel Şey, Ama Her Duygu Senin Değil
Balık’ın en güzel taraflarından biri başka insanların ne hissettiğini sezebilmesi.
Bir arkadaşın “İyiyim” der ama iyi değildir. Balık çoğu zaman bunu fark eder. Bir ortamda birinin dışlandığını görür. Bir insan konuşmasa bile kırıldığını anlayabilir.
Ne güzel.
Ama bunun da bir bedeli var.
Çünkü başkalarının duygusuna çok açık olduğunda bir noktadan sonra neyin sana, neyin karşı tarafa ait olduğunu ayırmak zorlaşabiliyor.
Arkadaşın mutsuzdur, sen de mutsuz olursun.
Sevgilin gergindir, bütün gün havan değişir.
Evde biri huzursuzdur, sen nedenini bilmeden kendini kötü hissetmeye başlarsın.
Sonra da doğal olarak “Ben niye böyle oldum?” diye düşünürsün.
Belki de cevap sende değildir.
Bence Balık’ın en çok öğrenmesi gereken şeylerden biri bu. Her hissettiği şey onun sorumluluğu değil.
İnsan sevdiği kişinin acısının yanında durabilir.
Ama içine girip orada yaşamaya başlaması gerekmiyor.
Küçük Bir Olay Nasıl Bu Kadar Büyüyor?
Çünkü Balık’ın hayal gücü yalnızca güzel şeylerde çalışmıyor.
Bu özellik sanat yaparken, bir hikaye kurarken, birini anlamaya çalışırken şahane. Ama belirsizlikle birleşince insanın başına biraz iş açabiliyor.
Mesaja geç cevap geldi.
Belki toplantıdaydı.
Balık’ın zihni bu ihtimali bilir.
Ama başka ihtimalleri de bilir.
Bir şey mi oldu? Sıkıldı mı? Dün söylediğim şeye mi kızdı? Son zamanlarda zaten biraz farklı değil miydi?
Ve insan zihni boşlukları pek sevmez.
Hele hayal gücü kuvvetliyse hiç sevmez.
Balık burcunun her şeyi kafasına takmasına en çok şu alışkanlıklar eşlik edebilir:
Belirsiz durumlara kendi anlamını yüklemek
Konuşmak yerine ihtimalleri düşünmek
Eski kırgınlıkları yeni olaylarla birleştirmek
Karşısındaki insanın ruh halini üstlenmek
Bir duygunun geçmesini beklemek yerine içinde kalmak
Bir noktadan sonra ortada yaşanan olaydan daha büyük bir hikaye oluşuyor.
Ve o hikayenin yarısını kimse gerçekten söylememiş olabiliyor.
Duyguyu Küçültmek Gerekmiyor, Ama Olayı Büyütmek de Şart Değil
Balık’a “Çok abartıyorsun” demek genellikle işe yaramaz.
Hatta tam tersine.
Çünkü insanın hissettiği şeyi küçümsersen bu kez ilk olayın üstüne anlaşılmama duygusu da eklenir.
Ama her duyguyu haklı bulmak da başka bir tuzak.
Bir şey seni çok üzebilir.
Bu, karşı tarafın mutlaka çok büyük bir yanlış yaptığı anlamına gelmez.
Bir insanın sana uzaklaştığını hissedebilirsin.
Bu, gerçekten uzaklaştığı anlamına gelmeyebilir.
Bence Balık’ın kendisine yapabileceği en büyük iyilik tam burada başlıyor. Duygusuna inanmak ama duygusunun anlattığı hikayeye hemen inanmak zorunda olmadığını fark etmek.
Çünkü duygular çok gerçek olabilir.
Ama yorumlar her zaman doğru çıkmaz.
Balık’ın hassaslığı güzel bir şey aslında. İnsanların görmediğini görebilir, önemsenmeyen bir ayrıntıya kalbini koyabilir, başkasının acısını küçümsemez.
Ama her şeyi içine aldığında dünya ağırlaşıyor.
Ve dünya zaten yeterince ağır.
Bazen biri sana kısa cevap verdiğinde gerçekten sadece yorgundur.
Bazen sessizlik mesaj değildir.
Bazen bir bakışın altında ikinci bir anlam yoktur.
Ve bazen bir duygunun geçmesine izin vermek, onu ciddiye almamak değil.
Kendine biraz yer açmaktır.
